KADIN TİYATROSU : FEMİNİST BİR ÖRGÜTLENME

Hiç birimiz tiyatrocu değildik. Hala da değiliz. Tiyatro yapmaya dair pek bir fikrimiz yoktu. Artık biraz var. Ama hepimiz feministtik - ya da birbirimizi bulduk, feminist olduk. Hala öyleyiz. Hayatın kadınlara karşı ve kadınlara rağmen oynadığı oyunu bozmak, değişmek, değiştirmek istedik. Tiyatroyu 'doğuştan' böyle bir oyun olmadığı için seçtik; onu, her zaman yeniden kurmaya ve temsile açık olduğu için sevdik.


Ne kadarız, ne kadardık, bilmiyoruz. Öyle çok arttık, bazen öyle eksildik ki, hiç saymadık. Durup seyredenlerle, kalıp oynamak isteyenlerle birlikte feminist bir 'ortaklık hali' olmayı tercih ettik. Bu yüzden çok değiştik, sık değiştik. İsimler, yüzler, adreslerin sürekli yenilenen akıntısına, bazen yorucu da olsa, kapılmayı özellikle istedik. Bizi her seferinde diğer kadınları ve kadınlık durumlarını bulmaya, maddi tarihimizi ve özgül güncelliklerimizi sorgulamaya yönelten bu akıntıyı, feminist bir deneyim olarak kabul ettik ve çok sevdik. Muhtemel ki bu yüzden, bir grup, topluluk ya da bir çevre olarak değil, oluşan ve yeniden oluşturulmayı bekleyen bir deneyim olarak kalmaya ve öyle yaşamaya devam ettik.


Kurulu değil, bulunmuş mekanlara aittik -buna sokaklar dahil. Hala öyleyiz. Neredeysek orayı bir tiyatro alanına dönüştürüyoruz kolayca -düğün salonlarını, miting meydanlarını, fakülte kantinlerini, kaldırımları ya da bir evi... Sezonlarımız yok; hiç olmadı. Kendimiz gibi, bizi izleyenlerin sayısına da, kaç kişiydiler, hiç bakmadık. Gerek gördüğümüz ya da istendiğimiz her daim oynamayı seviyoruz -bazen büyük bir kalabalığa, bazen de sadece bir gecekondu hanesinin üç kuşaktan kadınlarına...

1993 yılı kışında, Ankara'da, 'kendi oyunlarını yazmak ve oynamak isteyen' kadınlar olarak ilk bir araya geldiğimizde yanıtlardan çok sorulara sahiptik. Artık bildiğimiz kesin bir şey var: Kadın tiyatrosu, eğer feminizmi varoluşumuzu eleştirel hale getiren bir somutluk gerçekleştirmeyi diliyorsa, şu soruları sormaya devam eder: Toplumsal cinsiyet ilişkilerini ve çeşitli kadınlık durumlarını temsil etmenin dışında, hangi kavrayışlar altında tiyatro, hala, feminist düşüncenin eleştirel bir pratiği olarak kalabilir? Kim tiyatro yapar? Kimin için yapar? Yapılan, yaratılan, toplumsal cinsiyet ilişkileri hakkında neler söyler?